google-site-verification: google5de5c95d93b82466.html
top of page
  • Yazarın fotoğrafıGamzenur Çeliktaş

Therese Raquin Romanına Duygular, Uzam ve Psikoloji Yansıması


Natüralist romanlarda göze çarpan çevrenin kişi üzerindeki etkisi ilk sayfalardan itibaren Therese karakterinde karşımıza çıkar. Bu etki Therese karakterinde romanın temel duygusu olan acıda kendini gösterir. Acı duygusunun geçtiği kısımlarda okuyucunun dikkatini Therese’in dış dünyadan çok kendi iç dünyasında yaşaması çeker. Bu yüzden çevresine yabancıdır. Esasında bunun bir başka nedeni de Therese’in çocukluktan beri bastırılmış olarak büyütülmesidir. Teyzesinin tuhafiyeci dükkanında onunla hiç konuşmadan gününü geçirmesi buna bir örnektir. “Bu zorunlu toplumdan soyut yaşamı yüzünden kendi içine kapandı. Alçak sesle konuşmak, gürültü etmeden yürümek, bir sandalyenin üstünde sessiz sedasız, kımıldamadan oturup açık fakat görmeyen gözlerle durmak gibi alışkanlıklar edindi.” (Zola, s.11) Sürekli bastırılmış olarak büyütülen Therese, büyüdüğünde kuzeni Camille ile evlendirilir. Tam da bu noktada Therese’in acısının katlanarak büyüdüğü gözlemlenir. Çünkü Therese isteyerek bir evlilik yapmaz. Bununla birlikte, Therese’in evlilik sürecinde yaşanan olaylar karşısındaki tepkisizliği ve her şeye boyun eğişi içten içe yaşadığı acının göstergesidir. “Therese’e danışmadılar. Genç kadın, her zaman öylesine sessiz ve uysaldı ki, halasıyla kocası ona düşüncesini sormak zahmetine bile katlanmıyorlardı artık. Hiç sızlanmadan, takaza etmeden, hatta yer değiştirdiğini fark eder görünmeden, onlar nereye giderlerse o da oraya gidiyor, onlar ne yaparlarsa, o da onu yapıyordu.” (Zola, s.14) Hayatını bu şekilde devam ettiren Therese, evliliğini mutsuz bir şekilde sürdürür. Camille’in ilgisiz oluşu Therese’in iç dünyasına daha çok çekilmesine sebep olur. “Nemli bir loşluk, iç karartıcı ve ezici bir sessizlik içinde yaşayan Therese, karşısında hayatın bomboş uzayıp gittiğini, her akşamın kendisine aynı soğuk yatağı, her sabah da aynı yavan günü getirdiğini görüyordu.” (Zola, s.17) Natüralist romanların göze çarpan bir özelliği olan topluma yabancılaşma Therese Raquin romanında sıklıkla işlenir. Therese, çevresindeki insanlarla vakit geçirdiği zamanlarda onlarla tam olarak etkileşim kuramaz. Sanki onları perdenin arkasından izler gibidir. Başka bir nokta olarak, Therese’in Laurent ile yasak aşk yaşaması da acı duygusundan dolayıdır çünkü Therese kocası Camille ile mutlu değildir aksine acı içindedir. Bu sebeple mutluluğu ve tutkuyu başka birinde aramaya başlar. “O akşam Therese, dükkâna inme çarelerini araştırmadı. Saat on bire kadar sandalyesinde oturup oyun oynadı, konuştu. Laurent’la göz göze gelmeye çalıştı ama, onun da genç kadınla ilgilendiği yoktu. Bu çocuğun kanlı canlı yapısı, tok sesi, gürültülü kahkahaları, bedeninden çıkan buruk sert kokular genç kadını heyecanlandırıyor, onda sinirli bir tür kaygı uyandırıyordu.” (Zola, s. 24) Laurent ile yaşadığı yasak aşk Therese’i bambaşka dünyalara götürür ve içinde bulunduğu karamsarlıktan kolayca kurtulmasını sağlar. Fakat bir zaman sonra Laurent, bu aşkın gizlice yaşanmasından rahatsız olur. Bununla birlikte Therese’in ailesinin bir parçası olmak ister. Bunun için kafasında Camille’i öldürme planları yapar. Bir gün Laurent, Therese ve Camille ile yaptığı bir gezintide Camille’i kayıktan denize atarak onun ölümüne sebep olur. Romanında sonunda ise Therese ve Camille çarpıcı bir gerçeklikle ölürler. Denilebilir ki romandaki temel duygu olan acı, topluma yabancılaşmayı, öfkeyi, aşkı ve tutkuyu doğurur. Natüralist roman örneğini en iyi şekilde ortaya koyan Emile Zola, Therese karakterinin acısı ile okuyucunun natüralizmi anlamasına ışık tutmuştur.



Therese Raquin romanı, natüralist etkileriyle birlikte olayların doğa ile bütünleşmesi bakımından da oldukça önemlidir. Emile Zola, roman karakterlerinin hissettiği duyguları ve yaşadığı olayları doğa ile birleştirerek okuyucunun karakterleri anlamasını kolaylaştırır. “Suyun kıyısında, otların arasında yalnız olduğu zaman, gözleri kara ve iri, bedeni bükülmüş olarak sıçramaya hazır bir halde, bir hayvan gibi yüzükoyun yatıyordu. Güneşten yanarak, parmaklarını toprağa gömmekten mutlunarak, hiçbir şey düşünmeksizin, saatlerce orada kalıyordu. Delice düşler kuruyor; homurdanan ırmağa meydan okuyarak bakıyor; su üzerine atılıp da kendisine saldıracak sanıyordu. O zaman kasılıyor, kendisini savunmaya hazırlanıyor, dalgaları nasıl yenebileceğini öfke ile kendisine soruyordu.” (Zola, s.11) Romanların temel özelliklerinden biri olan betimleme, geçmişten bugüne kadar birçok şairin sıklıkla kullandığı önemli bir tekniktir. Bu tekniği en iyi şekilde ortaya koyan uzam ise pastoraldır. Emile Zola, yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı gibi Therese’in o anki hislerini tabiatla birleştirerek hem anlatımına zenginlik katmış hem de Therese’i anlamamızı sağlamıştır. Romanın konusu pastoral ortamda değil de daha farklı bir ortamda gerçekleşseydi, okuyucu kahramanların iç dünyasını iyi gözlemleyemezdi belki de. Esasında Emile Zola’nın natüralizm akımının kurucusu olması da onun Therese Raquin romanında uzam olarak pastoral bir tercihte bulunmasının nedenlerindendir. Natüralizmin ana ilkesi (Sanat, doğanın bir kopyası olmalıdır.) Therese Raquin romanının her sayfasında kendini gösterir. Romanın en can alıcı kısmı olan Camille’in denizde boğularak ölmesi bunun en büyük örneğidir.



Ana kahraman Therese Raquin’in psikolojisinin şekillenmesinde hiç şüphesiz yaşadığı olaylar ve çevrenin etkisi büyüktür. Therese için ilk olarak düşünceli demek yanlış olmaz. Çocukluğundan beri çevresine yabancı ve içine kapanık bir şekilde büyümüş olan Therese, her an etrafındaki insanları gözlemler ve hem onlar hakkında hem de yaşam hakkında düşüncelere dalar. Therese’in okuma sevgisi de onun düşünceli olmasında önemli bir etkendir. “Bu ani okuma sevgisi, mizacı üzerinde derin bir etki yaptı. Kendisini nedensiz yere güldürüp ağlatan sinirli bir duyarlılık edindi. İçinde yer etmek üzere olan denge bozuldu. Bir çeşit dalgın hayalciliğe kaptırdı kendini.” (Zola, s.70) Therese, düşünceli olmanın yanında aynı zamanda melankoliktir de. Etrafında akıp giden hayatın içinde o daima bir kenarda durur ve acısıyla baş başa kalır. İnsanlarla sohbet eder ancak yok gibidir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi de evliliğinden memnun olmamasıdır. Bu mutsuzluğun onu melankoliye sürüklemesi kaçınılmazdır. “Therese, bundan böyle yaşayacağı dükkâna girince, kendini bir mezarın balçıklı toprağına gömülüyormuş sandı. Boğazına bir tür gönül bulantısı takıldı, korku ürpermeleri geçirdi. Kirli, nemli pasaja baktı, dükkânı dolaştı, üst kata çıktı, her odayı bir bir gezdi. Bu boş, eşyasız odaları ıssızlıkları, haraplıklarıyla korku veriyordu insana.” (Zola, s. 15)

Teyzesi ve kocasıyla birlikte yeni dükkâna taşındıkları zaman Therese’in bir köşeye çekilip kendi halinde durması melankolik olduğunun göstergesidir. “Tam bir hafta dükkânla ev, darmadağın kaldı. Daha ilk gün Therese tezgâhın ardına oturmuş, oradan bir yere kımıldamıyordu. Bayan Raquin, onun bu bitkin tavrına şaştı. Genç kadının evini güzelleştirme çarelerini arayacağını, pencerelere çiçekler koyacağını, yeni duvar kağıtları, perdeler, halılar isteyeceğini sanmıştı. Herhangi bir onarım, bir güzelleştirme yapılmasını ileri sürdü mü, yeğeni sakin sakin, “Neye yarar?” diyordu. “Böyle iyiyiz işte, lüks gerekli değil bize.”(Zola, s.15) Therese’in evliliğindeki mutsuzluğundan dolayı Laurent ile yasak aşk yaşaması onun maceracı psikolojisini yansıtır. “Genç kadının pervasızlıktan, utanmazlığından zevk alır gibi bir hali vardı. Hiç çekinmiyor, hiç korkmuyordu.” (Zola, s.32) Laurent ile yaşadığı ilişkiyi kocasından ve teyzesinden günlerce saklamayı başarır ve bundan keyif alır. Bu bağlamda denilebilir ki Therese’in düşünceli, melankolik ve maceracı bir psikolojiye sahip olması yaşadığı olaylarla ilgilidir.


KAYNAKÇA

Emile Zola, Therese Raquin, Varlık Yayınları, Eylül 2021, İstanbul.


390 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Kalem

Comentarios


bottom of page