google-site-verification: google5de5c95d93b82466.html
top of page
  • Yazarın fotoğrafıNazlı Kartal

Kendine Özgü Çocuklar

Dilimizden hiç düşürmediğimiz yeni jenerasyon, z kuşağı söylemleri nedir böyle? İnsanlar neden z kuşağı olarak nitelendirerek eleştirdikleri 2000 sonrası doğan gençlerimize böyle tepkililer?



Gelişen teknoloji ve dünya görüşleri ile aralarında yaş farkı olan insanların algı düzeyleri ve zihniyet biçimlerinde değişiklikler görülmekte. Bu değişiklikler ile insanların birbirlerini anlayamama durumları “jenerasyon farkı” olarak nitelendirilmeye başlandı. Tarih boyunca ebeveynlerimizle aramızdaki “jenerasyon farkı” her zaman anlamını korumaya devam etti. Özellikle aralarında 10 yaş ve daha fazlası olan kişiler arasında bu kelime kullanıldı. Son zamanlarda ise bu kelimeyi sıkça duymaya başladık.


Bireyin zihin yapısı çoğu zaman bildiğine daha çok tutunmaya meyillidir. Bilinmeyen şeyler zihinde dengesizlikler yaratır. Bu dengenin kurulabilmesi için ya yeni şeyler reddedilmeli veya öğrenilmelidir. Öğrenilenler ise peşinden değişimi gerektirir. İnsanlar bu yüzden daha öncesinde görmediği, bilmediği değişimlere genelde korkuyla yaklaşmakta, uyum sağlamakta zorlanmakta. Günümüzde, daha önceki yüzyıllara nazaran teknoloji çok daha hızlı gelişmekte ve bu “jenerasyon farkı” olarak nitelendirdiğimiz olgu, insanlar arasındaki yaş farkını daha az seviyelere indirdi.


Türk geleneksel yapısında bulunan bazı olgular da bu değişimlerden nasibi aldı. Şuan “z kuşağı” olarak nitelenen bireylerin davranışları ve inandığı görüşlerin böyle eleştirilmesi büyük oranda bu hızlı değişimler ve uyum sağlayamamaktan kaynaklanmakta. Günümüz yüzyılında ebeveynler çocuklarına kendi görüp bildikleri değerleri aşılamaya çalışmakta. Çocuklar ise ebeveynlerinin imkanlarında, ortamlarında büyümediklerinden onları anlayamamakta. Genel itibariye 1990 öncesi kuşak; örf-adetlere, büyüklere saygıya daha çok önem veren, belli başlı Türk aile yapısı değerlerini kendi yaşayış biçimlerinin önüne koyan, düşüncelerini ve davranışlarını bu değerlere göre ayarlayan, “elalem ne der?” düşüncesini yaşam biçimi haline getiren, birbirlerine sevgi ve saygıya hürmette kusur etmeyen bir nesildi. Bestelenen şarkılardan, insanların aşk ve evliliğe bakış açılarına dair her şey duygu yüklü ve saygı öncelikliydi. 1990 sonrası yetişen nesil bu çok fazla önemsenen “saygı” olgusunun insanlara getirdiği zararları ve baskıları görerek kendine daha çok yönelmeye başladı. İnsanlar zamanla bireyselleşmeye, kendini öncelik haline getirmeye başladı. Bu durum ilk başlarda sağlıklı bir durumken yavaş yavaş abartılmaya başlandı. Şuan özellikle “z kuşağı” olarak eleştirilen nesil; sevdiği insanlara hürmetten, büyüklere saygıdan, empati yapmaktan uzaklaşarak yoğun bir bireyselleşme yolunda. Tabi devamında gelen yalnızlık ve sevgisizlik hisleri, önemini kaybeden değerlerin sonucu ve yeni neslin en büyük içsel savaşlarından biri haline geldi.



Bir insan yavrusunu en başta hayata katan aile fakat hayata kazandıran onun çevresinde gördükleridir. Çocuklarına, büyük emek ve çabayla bir şeyler öğreten ebeveynler, çocuk biraz büyüyüp sosyal medya, arkadaş ortamına dahil olduğunda çocuklarına aşıladıkları değerleri yerinde göremiyor veya bu değerlerin şekil değiştirmiş haliyle karşılaşıyor. Bu kısımdan sonrası artık tartışmaları, anlaşmazlıkları meydana getiriyor. Çocuklarına istediği değerleri aşılayamayan ebeveynler, çocuklarına ulaşamadığını hissettiklerinde paniğe kapılıyor. Çoğu zaman baskıyla, Türk geleneksel aile ve toplum yapısında bulunan değerleri değiştirerek çocuğuna öğretmeye çalışıyor. -Bu noktada bireylerin sahip olduğu kültür yapıları, yetiştirilme tarzları, dünya görüşleri gibi faktörler de etkilidir.- Çocuk anlam veremediği durumlar karşısında kendisine en kolay ulaşılabilir gelen görüşlere tutunmakta. Bu görüşlerin kendisine uygun olup olmadığını sorgulamadan, gerçekten ne isteyip istemediğini bilmeden herhangi bir davranışı sergilemekte, bir görüşü savunmakta.


Yeni yetişen neslin; Türk kültürünü farklı tanıması, “batı özentiliği” olarak adlandırılan davranışlara ve görüşlere yönelmesi, “trend” olarak adlandırdığımız kelimeleri kullanması ve aslında bir nevi “sürü psikolojisi” ile hareket etmesi biraz da bu hızlı değişimlere uyum sağlayamayan neslin çaresizlik ile çocuğuna ulaşma çabaları ve yoğun bireyselleşmenin artık yerini bir nevi “bencillik” olgusuna bırakması sonucunda oluşmuştur.

49 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page