google-site-verification: google5de5c95d93b82466.html
top of page
  • Yazarın fotoğrafıDoğa Dema

Uyku - 2


Seferler iptal olurken fırtınasız günler düşledik. Babaları aramazken geceler boyunca ağladık. Kardeşler uzaktaydı biraz ana rahminden biraz göbeğimizdeki delikten bahsettik. Kulağımız kimsesizlerdeydi, kimseleri dinlemedik. ‘Az uyku, tenlerin kardeşliği’ dedik. Düşünsene Yasemin, ben senin beyaz kazağın sen benim mavi yorganım olmasaydın nasıl da çetin geçerdi kış. Bilmezlikten gelme. Bir kez olsun ‘özledim’ de. İnadımdan şiirlere saklanan adınla nasıl baş edeceğimi söyle. ‘Uyuyamıyorum’ dediğimde gözlerini devirme. Aylar öncesinde de söylemiştim: Uyku, senin yanında olmadıkça şehrin en ücra köşesinde. ‘Bana da şiirler yazıldı, hiçbirinde kendimi göremedim’ dediğimde sırtını dön, tavanla bakış yine. Çok küs, çabuk affet. Ocak cenazeleri kaldırıldı, şubat depremi hala acıtıyor canımızı. Mart başımızı döndürse de nisan yağmurlarında durulandık. Kornealarımızı eriten, kirimizi arıtan yağmur içimizi çürüttü. Bak ben, lügatimden affı kaldıracak kadar küstüysem de yine döndüm evime. Otobandan önceki son çıkışı buldum bir şekilde. ‘Şarabın mezesi peynirdir’ dedim, akşamdan kalma cipsler yedim… Ne kadar uzağa gitsem de köşedeki kahvecide buluştum seninle. Az evvel aşağıdan topladığım bozuklukları üçüncü katın penceresinden attım, tükürdüğümü yaladım. Eskiyen dostlarıma yenildim, insanların da bir eşya gibi ve bir eşya kadar eskiyeceğini öğrendim. Sokak sokak hurdacı arayıp sonunu bile bile yeni insanlar giydim üstüme. Bak ben, kırılmış kalpleri duyamayacak kadar sağır olmuşsam da dinledim seni. Mektuplarda ya da sehpandaki notlarda bulamadığın ateşi kitapların arasından çıkardığın çakmaklar verse de usanmadan, uslanmadan harladım onu. Gelip gitmeler sırasında ‘sevmek yok’ dediğim otobüs camları bilir, hissetmenin güçlüklerini. Dilinde onlarca insan, duydum hepsinin adını. Duydum ve sırasıyla tekrarladım hepsini. Bu yüz, bu yüzden tekrara düştü. Sen yolcu ben hancı, aşk gerçeğe yenik düştü.


''Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi

Hani sen iyiydin

Halden anlardın

Hani sen git demiyecektin bana

Ve ben her şeye rağmen gelecektim

İçimde bir umut

Ellerimde olgun meyvalar

Dünya nimetleri

Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı

Ama ne sen gel dedin

Ne de ben gelebildim her şeye rağmen

Aşkımız ayrılıklarla başladı


Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik

Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu

Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri

Deniz fenerinin ışığında yıkanırdık

Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman

Ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı

Sonra bir çaresizlikti zifir

Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik


Bir org çalınır gibi yanı başımızda

Öyle kendinden geçmiş, öyle başıboş

Öyle derin duygular içindeydik, anlatılmaz

Sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi

Aldığını geri vermez dalgalara

Görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda

Tatmadığımız yemişlerden tattık; günahkâr olduk

Alevden bir tasta eridi günler

Bir cehennem ateşiydi aşk içimizde

Hiç sönmeyecekmiş gibi yanıyorduk


Tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez

Paslı demir kapılar kapandı üstümüze

Taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz

Çaresizliğimizi bize aynalar söyledi, inanmadık

Kuşatıldık ansızın kederle, ayrılıkla

Aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı

Yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza

Uyuduk bir daha uyanamadık


Şimdi bir kutup var sana çeker beni

Bir kutup var senden öteye

Ben onun için böyle ortalıklarda kaldım

Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda

Onun için bulup bulup yitirdim seni

Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana

Hangi gözümü yumduysam seni gördüm

Zamandın, zamandan öte bir şeydin

Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda


Bu manyetik alanda boğulmam senin yüzünden

Bu zincirleri sen vurdun ellerime

Sen getirdin bunca karanlıkları

Al şunu mum yak

Korkuyorum

Bir taş aldım attım denize

Günahlarımdan kurtuldum

Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim

Öteye gidemem

İtme beni


Benim de bir insan tarafım vardı

Bakma böyle kötü olduğuma

Benim de dileklerim vardı

Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan

Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi

Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde

Büyük dertler için benim ellerim

Anlamıyor musun

Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar

Ben sevilmediğimden böyle çirkinim


Bütün kötü yerlerde ben korkarım

Biliyorum

Bir hayvan leşiyim öleli kırk gün olmuş

Fabrika bacalarında bir kara dumanım

Zehirim akrep kuyruklarında

Kötüyüm sevemediğin kadar

Öyle fenayım

Kapanmış bıçak yaralarında

Bu pis çöp tenekelerinde unut beni

Unut artık

Bayat bir ekmek gibi

Çürümüş bir elma gibi


Sarı badanalı evlerde kazanlar kaynar

Sarı badanalı evlerde günahlar işlenir her gece

Sarı badanalı evlerde ölüler yıkanır

Sarı badanalı evleri sev biraz

Bu evlerde zaman benim akşamlarımdır yitirilmiş

Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan

Bu sarılarda benim yüreğim bir ölür, bir dirilir

Anladım

Bu dünyada benden başka kimse yok beni anlayan


Tosca'dan bir arya hatırlıyorum şimdi

Sus biraz

Ensemde bir akrep yürüyor

Bırak yürüsün

Sabaha asacaklar beni

Dokunma

Yedi canım vardı, ikisi gitsin

Bunca ölümler az gelir bana


Kalbimi yardım

Bir damla kan aktı

Kutuplara kar yağıyordu

Üşüdüm

Failatun vezniyle seni çağırıyorum

Bana imbiklenmiş yeşilliğini getir

Dur gitme

Beş kuruşum vardı kaybettim

Dur gitme

Isırgan otlarından kurtar beni


Deniz analarının gözlerini çaldım

Sana bakmak için

Güneşi üçe böldüm

Al biri senin olsun

Yüzümde beş bıçak yarası var

Bir de sen vur

Barut kokusunu severim

Bir portakalı dilim dilim soy

Acıktım

Tut ki ben yoğum artık yeryüzünde

Tut ki bir marul yaprağıydım

Öldüm


Al şu serçe parmağım sende kalsın

Ben kötüyüm

Allahsızım

Korkunç çirkinim

Ben seksensekizinci tul dairesiyim

Sağ gözümün üç kirpiğini kestim

Al

Ben lanetlendim


Chopin'in cenaze marşı çalınıyor

Ölüler ayağa kalktı

Görüyor musun

Şu soldan ikinci benim

Senin yüzünden öldüm

Şimdi seni getiriyorlar karanlığıma

Ağlıyorum

Biraz sev beni

Gül biraz

Yaklaş biraz

Seni affediyorum


Kuşkonmaz dallarına astım kendimi

Sedir ağaçlarına gül yapraklarına

Başımı taşlara vurdum

Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı

Tanrısal duygular içindeydim

Bütün tanrısızlığımdan uzakta

Bir kemiklerinin sertliğini aldım

Bir teninin aklığını

Sonra sıcaklığını dudaklarının

Gel bak

Sana bir tanrı getirdim

Gel bak

Bir tanrı yarattım senden''


Ümit Yaşar Oğuzcan, Sana Bir Tanrı Getirdim

103 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Uyku

Comments


bottom of page