google-site-verification: google5de5c95d93b82466.html
top of page
  • Yazarın fotoğrafıDoğa Dema

ARTIK ANNE ELİNİN DEĞMEDİĞİ ÇÖREKLER

Uyan, Asiye'ye mamasını koy, s19'u bekle, geldiğinde bin, Eski Otogarda in, on beş dakika yürü, çantanda kaybolan anahtarı bul, kilidi aç, ışıkları yak, çayı koy, masanın tozunu al, yerleri süpür, patrona kahve pişir, kendine kahve pişir, müşteriye kahve pişir, vakti geldiğinde öğle yemeğine çık.


''Şşş, dalma!''


Kaç kez tekrarlandığını hatırlamadığın sesi işittiğinde gözünü birkaç kez kapatıp açtıktan sonra başını sola çeviriyorsun.

Aşçı abi, ''Adın ne?'' diye soruyor.

Gırtlağını temizleyip adını söylüyorsun. Hazırlığın ilkinde yetersiz gelmiş olacak ki ikincisinde anlıyor. Aylardır yan dükkanda çalışıyorsun, her gün yemeğini yediğin ustanın adını yeni öğreniyorsun. Bunca zaman ''Kolay gelsin ustam.'', ''Afiyet olsun kızım.'' dan öteye gitmemiş muhabbetiniz. Ha, bir de geçenlerde ayaküstü laflamıştınız o kadar. Sen babanın aşçı olduğundan usta da gençlerin bu mesleği sevmediğinden bahsetmiş mutfağın sıcaklığı, işin zorluğu derken mesai sonundan on dakika götürmüştünüz.


Ağır ağır tezgahın önüne doğru yürürken babacan bir tonda, ''Buraya geldiğimde 16 yaşındaydım. Köyden çıktığımda 15. O zamanlar ben de böyle az önceki gibi gülen babalar oğullar gördüğümde şey oluyordum, aynı senin gibi dalıp gidiyordum ben de. Ama senin anan baban sağ, bizde o da yok.'' Başını öne eğişin kadar hafif bir gülümseme beliriyor suratında. Hiç sevmiyorsun bu gülümsemeyi, üzerine yakıştırmıyorsun mahcubiyeti. Önce kulakların utanıyor sonra omuzların küçülüyor. ''Demek dün ondan sordu.'' diyorsun içinden, ''Memlekete gidip gitmeyeceğimi ondan sordu.''


Mehmet Usta aheste adımlarıyla dükkanın önüne çıktığında tekrar dalmayasın, boşluğa düşmeyesin diye lokmalarını hem büyütüp hem hızlandırıyorsun. Üstelik bu safer başarıyorsun, tutuyorsun aklının iplerini. Aslında dalgınlığın Usta'nın kastettiği mutlu insanlardan değildi sanki, hesaplar mı karışmıştı, kafan da basmıyordu ya da senin kafan basıyordu da hakkını alamadığından ''Cebime girmeyen para kimsenin cebine girmesin.'' mi ne diyordun. Ama Mehmet Usta da yılların esnafı değil miydi sonuçta? İnsanı duruşundan, bakışından anlamaz mıydı? Anlardı ya, öyleyse o öyle diyorsa öyleydi. Bu caddede herkes kendini bildiğinden beri esnaftı. Demek rent a car Tamer Amca da bakkal Tamer Abi de bu yüzden soruyorlardı nereden geldiğini, nerede kaldığını... Herkes her şeyin farkındaydı da senin ağzından duymak istiyorlardı. Yani sen, istediğin kadar bu şehir benim şehrim desen de yakanı bırakmıyordu çömezliğin. Çoğu zaman kalabalık masalarda, işten eve dönüşlerinde, barda bir başına otururken sanki bir filmin içindeymişsin hissi düşmüyordu yakandan. Belki müthiş bir hikayeye başlamıştın ve şehre gelen yabancı sendin.


Bir adet tabldot seksen lira, temassız geç, ustaya kolay gelsin de, dükkana dön, çayı tazele, kartvizitleri baskıya gönder, tüm ışıkların kapat, kapıyı kilitle, durağa yürü, otobüsü bekle, s19'a bin, evin önünde in, iki bira al, iç, sıcak duşa gir, uyu.

18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Opmerkingen


bottom of page