google-site-verification: google5de5c95d93b82466.html
top of page
  • Yazarın fotoğrafıBeyzanur Korkmazyürek

Ölümle Yaşam Arasındaki İnce Çizgi

Havanın bu kadar sıcak olması beni ekstra zorluyordu bugün. Randevu saatime son 35 dakika kalmıştı ve koştura koştura yetişmeye çalışıyordum. Tam saatinden önce orda olmalıydım, geç kalmamalıyım. Terlemiştim, kendimi çok pis hissediyordum. Acaba insanlar benim pis koktuğumu ve benim gerçekten de pis birisi olduğumu düşünüyorlar mıydı? Yanımdan geçen birisine kötü kokup kokmadığımı sormak, aslında gerçekten pis bir insan olmadığımı söylemek istiyordum şu an.

Saat 15.15, ya geç kaldığım için beni kabul etmezse? Daha yarım saat var ama, geç kalmam herhalde. Koşmam lazım, geç kalamam. Sorumsuz bir insan gibi duramam.

Bu insanlar neden bana bakıyor, koştuğum için mi? Yoksa bir yerim mi açıldı koşarken? Keşke tam şu an ortalıktan yok olsam ve gözükmesem, evet evet tam şu an yok olmak istiyorum. Bana bakıp bakıp gülmeleri gerçekten korkunç. Bir dakika bir dakika, bugün günlerden ne? Salı değil mi, ben mi yanlış gördüm? Ya bugün çarşambaysa ve ben randevumu kaçırdıysam? Hemen telefonumu açıp kontrol ettim. Derin bir nefes verdim, evet bugün salı. Hızlı hızlı koşmaya devam ettim. Gördüğüm herkes garip garip bana bakıyordu, herkesle göz göze geliyordum. Kahkaha sesleri geliyordu bazılarından. Bana mı gülüyorlardı, neyime gülüyorlardı ki?

Sonunda gelmiştim randevu yerime. Geç kalmamıştım, oh. Kayıt yaptırdıktan sonra geçip bir sandalyeye oturdum, doktorun odasının hemen önü olması önemliydi. Ya seslenir duyamazsam ya da adım ekranda çıkar da göremezsem? Garantiye almam lazımdı.

Gözlerimi çevrede gezdirmeye başladım. Biraz eski bir binaydı, zaten uzaktı da konumu. Yeşillikler çok fazlaydı. Her yerde yeşillik vardı. Ya o ağaçlardan böcekler, arılar, sinekler geliyorsa buraya? Ben burda duramazdım diye düşündüm kendi kendime. Yanıma birisi geldi, oturdu. Mavi tişörtlü, siyah pantolonlu. Boyu kısa, kilolu bir erkek. Bana bakmaya başladı, bunu fark ettiğim için ben de göz ucuyla ona bakmaya başladım ara ara. Çok gerilmiştim, bacağım istemsiz bir şekilde sallanmaya başladı. Koridordan gelen geçen herkes bize bakıyordu şimdi. Bir an önce işimi halledip eve gitmek istiyordum, çok rahatsız ediciydi herkesin bana bakması. Hani nerde bu doktor? Neden çağırmıyor beni? Acaba adım yandı da ben mi görmedim? Sıram mı geçti yoksa? Doktorun odasını tıklatıp içeri girdim. Oda boştu, çıktım. Sıramın geçmesinden iyidir diye düşündüm doktorun odasında olmaması. Bu sefer farklı bir yere oturdum, o adamın bakışları çok rahatsız etmişti. Şimdi sadece doktoru beklemek zorundaydım. Kapıya doğru yaklaşan kadınları izliyordum, doktor bu mu acaba diye. Hiçbiri de değildi.


Yanımda küçük bir grup vardı sohbet eden, istemeden kulak misafiri olmuştum. Neden geldiklerini anlatıyorlardı birbirlerine. Hepsinin birbirine benzer şeyler söylemesi, kafalarını sallayıp evet evet, bende de öyle demesi ne kadar da garipti. Hepimiz nasıl aynı şeyleri hissedebilirdik ki? Yaşadığımız şeyler farklı ama etkileri nasıl aynı olabiliyordu? Nasıl hepimiz aynı hissedebiliyorduk? Aynı korkuyu, kaygıyı, karmaşıklığı hissetmek garip geliyordu. Ya da hissettiklerimizin derecesi kişiden kişiye değişebiliyordu. Başkası az diğeri daha çok hissediyordu belki de. Örneğin, karşımdaki pembe tişörtlü kız iyi uyuyabiliyor, kafasındaki düşüncelere cevap vermeden durabiliyordu belki de. Ama ben bunların hiçbirini yapamıyordum. Sanki kocaman bir okyanusun içindeymişim gibi, kocaman masmavi korkunç bir okyanus. Tek başımayım, bağırsam sesimi duyan kimse olmayacak. Oradayken korkudan dolayı nefes alış verişim garipleşiyor, tansiyonum yükseliyor gibi. Yalnızlık hissi yeterince kötü değilmiş gibi bunu fazlasıyla yaşamak berbat bir şeydi. Düşünmek bile kötü hissettiriyordu kendimi. Boğazıma bir yumru oturmuş gibiydi. Yutkunamıyordum, gözlerim ıslanmaya başlamıştı hafiften. Hayır hayır, burada ağlamamalıyım. "Normal" bir insan gibi doktorla görüşmeliydim.


Nasıl bu hale gelmiştim ben? Nasıl bu kadar kötü hissedebiliyordum kendimi? Eskiden de mi böyleydim? Ne zaman başlamıştı bu lanet olası his bilemiyorum. Keşke bu lanet duygunun başladığı güne dönebilseydim, belki de bir şeyleri değiştirebilirdim. Artık çok yorulmuştum. Kendimi uçurumun kenarında gibi hissediyordum ve hiçbir şey bana yardım etmiyordu. Aldığım ilaçlar beni uyuşturmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Kalıcı bir çözüm bulmalıydım. Kökten kurtulmam lazımdı artık bu histen.


Bir an gelen farkındalıkla ayağa kalkıp hızlı hızlı hastaneden çıktım. Nereye gideceğim hakkında bir fikrim yoktu ama ne yapacağım hakkında bir fikrim vardı. Biraz bekledikten sonra durdurduğum taksiye binip adres verdim.


Taksici aynadan garip bakışlar atıyordu, sanki senin burada ne işin var kızım der gibi. Uygun bir yerde durmasını söyledim. Son paramı uzattım taksiciye, aldı ve gitti. Tek başımaydım kocaman yerde, kimse yoktu. Yavaş yavaş yürüdüm ileriye doğru. Uç noktaya gelince oturdum yere. Ayaklarımı sallandırmaya başladım boşlukta. Hafif bir esinti vardı, son bir sigara yaktım.


Artık gerçekten de uçurumun kenarındaydım, her anlamda. Düşündüm, burası ölümle yaşam arasındaki ince bir çizgiydi. Aşağısı hiçlikti, yokluktu ve ben buradaydım. Saçmalama, her şey düzelebilir, hayır düzelemez artık çok yoruldum. Evet, artık bitik durumdasın ne bekliyorsun atla hadi. Bu gürültünün kesilmesi için her şeyi yapardım. Sigaramı fırlattım gitti. Hızlı hızlı aşağı süzülüyordu. Acaba onu yakalayabilecek miydim?


Gözlerimi kapattım, artık tamamen boşluktaydım. Rüzgarı her yerimde hissediyordum şimdi. Hızlıca aşağı çekildiğimi hissederken son gördüğüm şey sigaram oldu. Gülümsedim, oh be. Onu geçmiştim. Ben kazandım.


55 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

AİDİYETSİZ

Uyku - 2

Comments


bottom of page